Ağu 29

minik kız

Matematik öğretmeni olmama rağmen az önce parmaklarımla da saydım :) 16 aydır çalışmıyorum. Doğum öncesi 2 ay izin, ardından 1 yıl izin ve yaz tatilinin eklenmesiyle bu kadar zaman geçmiş. Kızım bu zaman zarfında çok değişti. İlk aylarda sadece elleri ve ayaklarını oynatabilirken şimdi koşuyor, şekilden şekle giriyor :) Anne, baba, anneanne, mama, mimi, gel gel, ceylin, bi bi gibi sözler duyuyoruz kendisinden. İçim rahat. İyi ki geçen sene kızım 3 aylıkken çalışmaya başlamamı tembih eden öğretmen hanımları dinlememişim. Herşey para değil! Belki bir sene evde oturmuş olarak maddi ve çalışmanın verdiği manevi hazları alamamış olabilirim ama bebeğimi kendim büyütme arzumu kanunların izin verdiği çerçevede yerine getirmiş oldum. Aklım kızımda kalacağına ben kızımla kaldım.

Çalışan ve hamile hanımlara tavsiye ediyorum, mutlaka ücretsiz izne ayrılın. Bebeğiniz zaten sizden eninde sonunda ayrılacak bırakın sizinle olmanın tadını çıkarsın. Bu keyif hiçbir şeye değişilmez.

Dün bir kanalda izledim. Kuyruğu farklı bir fare türü üzerinde bir deney yapılmış. Yavru farelerden bir bölümü hergün bir saat annelerinden tecrit edilmişler. Aradan geçen zaman zarfında tecrit edilen yavru farelerin hiperaktivite, huysuzluk, gerginlik gibi haller gösterdiği tespit edilmiş. Bununla insanlar arasında ilişki kurmaya çalışan araştırmacılar çocukluk yıllarının çok önemli olduğunu ve suçlularında yaptıklarının aslında çocukluk yıllarında yaşadıkları ciddi durumlara bağlı olduğunu söylüyorlar.

Bu demek değil ki çalışan kadınların çocukları birer suçlu adayı. Burdan çıkacak sonuç şudur, sevginizi verebildiğiniz en iyi imkanlarda çocuğunuza verin. İmkanınız varsa birkaç yıl çalışmayın. Çalışıyorsanız da işten kalan zamanlarınızda bebeğiniz ya da çocuğunuzla verimli zaman geçirmeye çalışın. Şuna da bir gerçek ki, evde 24 saat çocuğuyla birlikte olup ona özel zaman ayırmayan anneler olduğu gibi, çalışmadan kalan zamanının günde belki sadece 1 saatini çocuğuna ayıran ve o saatte sadece onunla ilgilenen anneler var. Çocuk için ikinci anne tipinin daha yararlı olduğu söyleniyor. Yani sınırsız zaman değil sınırlı fakat verimli zaman geçirmek.

Başlıktaki şarkıyı bilmeyen var mı?

“Daha dün annemizin kollarında yaşarken, çiçekli bahçemizin yollarında koşarken,

Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk, sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz..”

Tüm değerli meslektaşlarıma ve sevgili öğrencilere hayırlı bir eğitim öğretim yılı olması dileğiyle..

Son 2 gün :)

 

Ağu 27

Günler sonra tekrar merhaba,

Aydın’da geçen güzel bir ayın sonunda tatilimizin son birkaç gününü Ödemiş’te halamlarla geçirdik. Cumartesi öğleden sonra Adnan Menderes Havaalanında annemlerle halamlarla vedalaşıp İstanbul’a döndük. Pazartesi toplantı için okula gittim. Toplantı değil ama “Toplandı” oldu. Toplam 6 öğretmen toplandı :) Yanlış gelen bir yazı yüzünden toplantı olacağı sanılmış, sonradan yanlış anlaşılınca haberi olanlar gelmemişti. Ben yeni tanıştığım arkadaşlarla birer çay içip sohbet ettikten sonra sabah ayrılırken bacağıma sarılan kızımı merak edip kayınvalidemi aradım. Mama yememesi dışında herşey yolundaydı. Mama almak için markete ardından manava uğrayıp eve döndüm. Kızım onu almak için gittiğimde kapıdan girer girmez bana koşup sarıldı. Nasıl alışacağız sabahları ayrılmaya bilmiyorum. Günler yaklaşıyor. Geldiğimden beri ev işleriyle meşgulüm öyle ki bilgisayarımı açamadım bile. Malumunuz haftaya hem okul başlıyor hem de Ramazan ayı geliyor.

Öğretmenliğe bir yıldan fazla ara vermiş olmam ve de yeni bir okulda çalışacak olmam beni biraz heyecanlandırıyor. En çok da kızımda ayrılacak olmam. Sabahları inşaallah kolay ayrılabiliriz.

Sizlere bugün yeni bir tarif vermek isterdim ama bugünlerde denediğim yeni bir şey yok. Ama sevgili okurum Esra’cığımın gönderdiği tarifleri en yakın zamanda yapıp sizlerle paylaşacağım.

Resimde gördüğünüz tarator Aydın’da börülceden yapılan çok hoş bir lezzettir. Halk arasında tertör denir. Börülce, iri kıyılmış ceviz, nar ekşisi ve sarımsakla yapılan tarator soğuk yenir. Annem İstanbul’a dönmeden önce yaptı ve biz de afiyetle yedik. Tarifini almadım henüz. Aldığımda eklerim. Siz şimdilik resmiyle idare edin :)

Ağu 15

Hayırlı Cumalar,

Bugün sabah saat 09:45 itibariyle biz henüz Ceylin’le uyanamamışken, çalan kapının ziliyle uyanmış olduk. Gelen misafir aile sabah gelmelerine rağmen haber verme gereği duymamıştı. Annemle kahvaltıyı hazırladık, çayı koyduk.

Misafir hanım masaya davet ettiğimizde “yemek üstüne yemek yiyemem” dedi. Şaşkınlıkla birlikte kendilerine onlar için hazırlanmış bir sofra olduğunu ve en azından biraz atıştırabileceklerini söylememe rağmen oturma odasından salona gelip sofraya oturma inceliğinde bulunmadılar. Biz de ailecek güzel bir kahvaltı yaptık. Kendilerine çay ardından meyve ikram ettik.

Bunları neden mi anlattım sevgili dostlar, ne demişler “Beşer,şaşar.” İnsanoğlu zaman zaman bilerek ya da bilmeyerek hatalar yapabiliyor. Belki aramızda bilmeden bu tür davranışları normal algılayanlar vardır. Böyle arkadaşlar için bir uyarı olsun yazdıklarım.

Misafirliğe giderken telefonla haber verme bir incelik ve davete icabet etme de bir sünnettir.

Şimdi yeri gelmişken Cuma günü de olması sebebiyle efendimizin birkaç hadisini paylaşacağım:

“Cömertlik, dalları dünyaya sarkan bir cennet ağacıdır. Kim ki o dallardan birine tutunursa onu cennete çeker. Cimrilik de dalları dünyaya sarkan bir cehennem ağacıdır. Kim ki onun bir dalına tutunursa o da onu cehenneme çeker.”

“Helal kazanç sahiplerine ruh rahatlığı, kalp feragatı ve hesap kolaylığı vardır. Allah yolundan çıkmış ve haram kazanç sahibi olanlara ise ruhi tedirginlik, kalp vesvesesi ve hesap ve azab şiddeti vardır.”

“Ümmetim, sıratı geçerken yağmur gibi cehenneme dökülür.”

“Aranızda kötü olanlar iki yüzlü olanlardır. Onlar birine bir yüzle diğerine başka bir yüzle gözükürler.”

 

 

Ağu 14

Bu tarife görüntü itibariyle açma demek, lezzet olarak da poğaçaya benzediğinden poğaça demek gerektiğini düşündüm. Sonuçta “Açma Görünümlü Poğaça” çıktı :)

Kübra Yenge, benim bebekliğimden ilkokul yıllarıma kadar geçen sürede oturduğumuz mahalleden bir teyze. Annemlerle samimiyetleri çok eskiye dayanıyor. Kendisiyle görüşmeyeli birkaç yılı geçmişti. Dün kızıyla birlikte bize geldiler. Öğleden sonra haber verdikleri için mozaik kek ve kolay pizza yapabildik. Kübra Yenge de gelirken sade poğaçalardan yapıp getirmiş.

Ben de kendisinden tarifini alıp sizlerle paylaşmak istedim. Yumuşak sade poğaçalar için işte yapmanız gerekenler :)

Malzemeler:

  • 1 su bardağı ılık su
  • 1 su bardağı ılık süt ya da 1 su bardağı daha ılık su
  • 1 paket yaş mayanın yarısından biraz fazlası
  • 1 su bardağı çiçek yağı
  • 1 yumurta (akı hamurun içine sarısı dışına sürmek için)
  • 2 tatlı kaşığı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • alabildiği kadar un
  • üstüne çörek otu ya da susam

Yapılışı:

  • Ilık suyla mayayı ıslatıyoruz.
  • Üzerine bir bardak ılık sütü ekleyip karıştırıyoruz. (süt yoksa su da kullanılabilir)
  • 1 su bardağı sıvıyağı ve yumurtanın akını ekleyip elle karıştırıyoruz.
  • Aldığı kadar un,şeker ve tuzla kulak memesi kıvamında bir hamur yoğuruyoruz.
  • Üstünü örtüp ılık bir ortamda mayalanması için 1 saatten fazla bekletiyoruz.
  • Açma şekli verilebildiği gibi içine peynir koyup poğaça şeklinde de yapılabilen hamurları yağlanmış tepsiye diziyoruz.
  • Üstüne yumurta sarısı sürüyoruz.
  • Çörek otu ya da susam serpiyoruz.
  • Kaç derecede pişiriyoruz sormayı unutmuşum :) bence 180-200 arası olsa gerek:)
  • Afiyetle..

Unutmadan kendisinden aldığım helva tarifini İstanbul’a gittiğimde hatırlatın da bir akşam iftara yapalım olmaz mı :)

Ağu 11

Birkaç gün önce  Filiz Ablamlar (teyzemin kızı) İzmir’e giderken bize uğradılar. Onlar için annemin hazırladığı nefis yemeklerle gene midem bayram etti :) Herhalde İstanbul’a döndüğümde yemek yapmak başta olmak üzere bütün ev işleriyle başbaşa kalınca burda geçen günlerimi hasretle anacağım. En çokta annemin yemeklerini özleyeceğim.

 İnsanın annesinin evinden daha rahat edebildiği ve adına tatil denebilecek başka bir yer olduğuna inanmıyorum. En lüks otellerde kalıp açıkbüfe binbir çeşit yemeği önünüze koysalarda annenizin yaptığı yemeğin yerini tutar mı? Tutmaz. Neden mi tutmaz.Çünkü o yemeğin harcı babanın alın teriyle kazandığı helal parayla alınır. Anne elinden sevgiyle ve hiçbir aşçının yapamayacağı titizlikle, emekle, özenle çıkan yemek size sunulur.

İçine sevgi katılan her yemek bir başka tatlıdır. Hani eskilerin bir sözü var “Gönülsüz yapılan aş, ya karın ağrıtır ya baş”. Sevgiyle, özenle ve istekle yapılan yemekler ağızları tatlandırdığı gibi gönülleri de tatlandırır. Gerçekten de öyle değil midir? İsteksizce yaptığınız yemeklere bir bakın, bir de özenle,istekle, severek yaptığınız yemeklere bakın. Aynı lezzette olmazlar. Dedim ya bir tutam sevgi en güzel baharattır. Tabii istek ve özeni de unutmamak lazım.

Şimdi gelelim annemin menüsüne:

  • Tarhana çorbası (et sulu)
  • Arpacık soğanlı,etli nohut yemeği
  • Zeytinyağlı taze fasulye
  • Taze biber dolması
  • Şehriyeli pirinç pilavı
  • Haşlanmış tavuk
  • Çoban salata
  • Vişne kompostosu
  • Karpuz
  • Sakızlı muhallebi ( üzerinde iki kup dondurma eşliğinde )

Fırsat buldukça menüdekilerin tariflerini paylaşacağım. Ne dersiniz bugünlük bu kadar gevezelik yetmez mi :)

Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın. Hayat sandığımız kadar uzun değil, sevginizi yemeklerinize de katmayı ihmal etmeyin ki bir ömre dolu dolu yetsin.

Kalın sağlıcakla..

PageRank-TR.com